Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı | Sayı : 71 ( Şubat 2026 )
Altıparmak, Hasan Şermet gibi oyuncular o kadronun omur- gasını oluşturdu. Kimi Turgut- lu’dan, kimi Nevşehir’den, kimi amatör liglerden gelmişti. Hep- sinin ortak noktası, yeniden doğma isteğiydi. O sezon Deniz- lispor, büyük bir inançla sahaya çıktı. Sadece futbol oynamıyor- duk, bir davayı savunuyorduk. Maçtan maça büyüdük, şehrin inancı sahaya yansıdı. Son haf- talarda gerilim yüksekti ama tribünlerle, yönetimle ve futbol- cularla bir bütün olduk. Denizli’de herkes o takıma inan- mıştı. Ve sonunda beklenen oldu: De- nizlispor, Süper Lig’e yükseldi. O anı tarif etmek zordur. Saha dolmuştu, tribünlerde sevinç gözyaşları vardı. Bir şehir ye- niden nefes almıştı. Benim için ise bu, yalnızca bir zafer değil, yıllar süren bir emeğin meyve- siydi. Çünkü o yükseliş, sadece skor tabelasında değil, bir felse- fede kazanılmıştı. Bizim takım, yalnızca koşan, mücadele eden bir ekip değildi. Veriye, bilime, analize dayanan bir anlayışla çalışıyorduk. Her antrenman bir deney, her maç bir test gibiydi. Yıllar önce Manisa Spor Aka- demisi’nde temellerini attığım o yaklaşım, şimdi sahada sonuç veriyordu. Benim için teknik di- rektörlük, “sadece oyuncu yö- netmek” değil; oyunu, zihni ve duyguyu yönetmekti. Lige çık- tıktan sonra az ama öz oyuncu takviyeleri yapıldı. Saka, Yous- sef, Donev gibi isimler kadroya katıldı. Adapazarı depremi sonrası dö- nemde ise Muhammet Engin gibi kaliteli yerli oyuncular da aramıza katıldı. Bütçemiz tu- tarlı ve uygulanabilirdi. Hepsi karakterli, işine saygılı oyuncu- lardı. Ama asıl güç, içimizdeki inançtan geliyordu. Denizlispor o sezon büyük takımlar karşı- sında da dik durdu, oyunundan taviz vermedi. Artık Türkiye, De- nizli’de başka bir şeyin filizlen- diğini fark etmeye başlamıştı. Bazen yönetimle fikir ayrılıkları olabiliyor. Alanlarımızı belirle- me, yetkilerimizi sorgulama ve sonuçları değerlendirme yak- laşımlarında zaman zaman farklılıklar yaşanıyor, özellikle finansal konularda çatışmalar oluşabiliyor. Benim hiç değiş- tirmediğim ve asla vazgeçme- yeceğim ilkem hakkaniyetli yaklaşımdır, haklılar ise oyun- cularımın hakkını savunurum. Bu tavrımdan bazıları rahatsız olsa da doğrunun bu olduğuna inanıyorum. Bu ilkem dolayısıy- la zamansız istifam da oldu. Hiç beklenmedik tepkiler ve suçla- malarla karşılaştım. Bir takımla görüşüp anlaştığım yönündeki söylentilerle başla- yan bu linç süreci, yıllarca sür- dü. Bunu yaşayan taraf olmak gerçekten acı vericiydi. Oysa ben, kimsenin tahmin etmediği bir şekilde, yeni sezonda Anka- ragücü ile anlaşmıştım. Deniz- lispor ise o dönem sonrasında, Yusuf, Ümit ve Bülent üçlüsünü üç büyük kulübe - o dönemin rakamlarıyla yaklaşık 15 mil- yon dolar ya da daha fazlasına - sattı. Maalesef bence bu, sonun baş- langıcıydı. Yapılan pahalı bon- servis bedelleriyle transferler ve üretimden uzak yaklaşımlar, birkaç yıl içinde Ülkedeki birçok takımın akıbeti olan son da De- nizlispor’u sorunlarla boğuşan, kamburu ağır bir “hasta takım” kimliğine dönüştürdü. Gerçek sporsever tutkun taraftarlar her yerdeki gibi köselerine çekildi rantorler bir güzel koca bir yapı- yı semirdi semirdi ve semiriyor. Asıl güç, içimizdeki inançtan geli- yordu. Denizlispor o sezon büyük takımlar karşısında da dik durdu, oyunundan taviz vermedi. Artık Türkiye, Denizli’de başka bir şeyin filizlendiğini fark etmeye başla- mıştı. 12 CAFERSADIKABALIOĞLUEĞİTİMVEKÜLTÜRVAKFI
RkJQdWJsaXNoZXIy MTIzMzUy