Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı | Sayı : 71 ( Şubat 2026 )
Bir Hikâyenin Başlangıcı 1961 yılında İzmir’in Buca sem- tinde dünyaya geldim. Çocuk- luk yıllarımın ilk izleri, fabri- kanın siren sesleriyle karışan mahalle gürültülerinin arasın- da şekillendi. 1964 yılında ailemle birlikte Denizli’nin Sarayköy ilçesine taşındık. Babam, Akseller İplik Fabrikası’nda elektrikçi olarak çalışmaya başlamıştı. Biz de fabrikanın lojmanında, birbirine bağlı evlerin oluşturduğu küçük bir toplulukta yaşıyorduk. O yıl- larda çocukluğun en saf hâliyle sokaklarda oyun oynamanın mutluluğunu tattım. Sakarya İlkokulu’na başladım. Okuldan çıkar çıkmaz solu- ğu mahallede, tozlu arsalarda alırdık. Futbol topu o zamanlar bizim için bir araç değil, bir ha- yat biçimiydi. Lojmandaki bek- çi İsmet Abi, rahmetli Cevat ve diğer mahalle arkadaşlarıyla günlerimiz, bazen akşam ezanı- na kadar süren maçlarla geçer- di. Sarayköy’ün çocukları ara- sında adını hâlâ gülümseyerek andığım Ali Pamukçu, Cumhur Sezer, Nazım ve Kazım Ayyavuz kardeşler de o sokakların oyun- cularındandı. Ortaokul birinci sınıfı Sarayköy Lisesi’nde okudum. O yıllarda “Sarayköy Pamukspor” adında gayri resmî bir takım vardı. For- malarımız yoktu ama içimizde futbolun tutkusu vardı. Sonra ailece Denizli merkeze taşındık. Merkez Ortaokulu’na geçtim. Evimiz Lise Caddesi’nde, Basın Sarayı’nın zemin katın- daydı. Karşısındaki sokak ise bi- zim futbol sahamızdı. Evimizin balkonunun altındaki bankta dama oynayan gençler olurdu. O banklar, aslında hayatımın ilk tribünleriydi. O dönemdeki mahalle arkadaş- larım— Ümit Alptekin, Mehmet Salih Tetik, Mustafa Yücetürk (sonradan doktor oldu) — ilk Denizli’deki arkadaşlarımdı. Onlarla birlikte her gün sokakta futbol oynardık. Bu tutku beni Denizlispor Fut- bol Okulu’na götürdü. Rahmetli İnanç Toker’le orada tanıştım. Günay Hoca ve futbol okulun- daki arkadaşlarım Hasan Topu- zoğlu, Bekir Küçükşahal, Bekir Balım, Nihat Balım, daha sonra Tuncay Özbek ve Erhan Yığ ile birlikte futbolun disiplinini öğ- rendik. Bir gün İnanç Hoca beni çağırdı ve “Sizin lisansınızı çıka- racağız” dediğinde yaşadığım heyecanı hâlâ hatırlıyorum. Denizlispor formasıyla genç ta- kımda, sonra amatör takımda oynamaya başladım. O takımda güçlü bir birlik vardı. Arkadaşlık, aidiyet, mücade- le… O kadrodan çıkan herkesin hikâyesi bende iz bıraktı. Erhan Yığ A Milli Takım’a, Tuncay Öz- bek ise Ümit Milli Takım’a kadar yükseldi. Fakat o günlerin en özel ismi, benim gözümde Tur- gut Dalaman’dı. O, gördüğüm en büyük yeteneklerden biriydi; ama bazen yetenek, hayatta doğru koşullarla buluşamayın- ca kaybolur. Turgut’un hikâyesi bana bunu öğretti. Futbolun yanında spora dair her şeye ilgim vardı. Voleybol, basketbol, hentbol… Bizim için spor bir kültürdü. Denizli o dö- nemde spora inanılmaz yatırım yapan bir şehirdi. Yakup Ünal adında, mühen- disten çok daha fazlası olan bir Beden Terbiyesi İl Müdürü vardı. Disiplinle vizyonu birleş- tiren, çocuklara değer veren bir insandı. O sayede Denizli, birçok branşta Türkiye’ye spor- cu yetiştiren bir merkez hâline geldi. Yusuf ve Mustafa A Milli Voleybol Takımı’nda uzun yıllar oynadı. Mehmet Ali Çeliksoy hentbol milli takımında uzun yıllar mücadele etti, sonrasında Anadolu Üniversitesi’nde öğ- retim görevlisi oldu. Ayrıca gü- reş ve boks gibi branşlarda da o dönemde birçok milli sporcu yetişti. Bu isimler, bizim kuşa- ğın nasıl bir toprakta yetiştiğini gösteren canlı örneklerdi. Bizim için o yıllar, yalnızca spor- la değil, değerlerle büyümenin dönemiydi. Hocalarımız — Zafer Günay Hoca ve futbol okulundaki arkadaşlarım Hasan Topuzoğlu, Bekir Küçükşahal, Bekir Balım, Nihat Balım, daha sonra Tuncay Özbek ve Erhan Yığ ile birlikte fut- bolun disiplinini öğrendik. Bir gün İnanç Hoca beni çağırdı ve “Sizin lisansınızı çıkaracağız” dediğinde yaşadığım heyecanı hâlâ hatırlı- yorum. 7 CAFERSADIKABALIOĞLUEĞİTİMVEKÜLTÜRVAKFI
RkJQdWJsaXNoZXIy MTIzMzUy