Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı | Sayı : 71 ( Şubat 2026 )

Abi, İzzet Abi — bize yalnızca antrenman yaptırmaz, hayatın disiplinini öğretirlerdi. Denizli, o dönem adeta bir “spor okulu” gibiydi. Her branştan in- sanın içinden bir lider çıkıyordu. İşte ben de o toprağın çocuğuy- dum; çalışarak, düşerek, yeni- den kalkarak büyüdüm. Üniversite çağı geldiğinde, Tür- kiye’de sayılı spor akademileri vardı: Manisa, Ege, İstanbul ve Ankara. Benim yolum Manisa Spor Akademisi’ne düştü. Ora- da Tevfik Eroğlu ile karşılaş- mam, hayatımın yönünü değiş- tiren dönüm noktalarından biri oldu. O gün, antrenörlüğe olan tutkumun başladığı gündü. Futbolu yalnızca oynamak de- ğil, anlamak, yorumlamak, farklı açılardan değerlendir- mek, analiz etmek ve öğretmek gerekiyordu. Akademide geçen yıllar, futbo- lun bir oyun olmanın ötesinde bir düşünce biçimi olduğunu bana öğretti. Emsan Şirinköy ve ardından Nazilli’de geçirdiğim dönemler ise sahadan kopmadan, sahayı anlamayı sürdürdüğüm yıllar- dı. Fakat içimdeki ses artık netti: “Sahada kal, ama bu kez saha- nın kenarında.” Artık bu oyunu yalnızca oyna- mak değil, kurgulamak, yorum- lamak, bir yol olarak felsefem ve inancım haline getirmek; bi- limsel yaklaşımlı bir tarzın yer bulacağı bir fırsat yaratmak is- tiyordum. Antrenörlük tutkum giderek bü- yüyordu. O dönemde rahmetli Hasan Ersoy ve Metin Höyük’le tanıştım. Onlar, Denizli Beledi- yespor’da bana hem futbolcu- luk hem de antrenörlük şansı verdiler. Bir yandan oynuyor, bir yan- dan takım yönetiyordum. Fut- bolu farklı bir yerden görmek beni büyüledi. Artık bu oyunu yalnızca oynamak değil, felse- fesini yaşamak istiyordum. Bir Şehrin Dönüşümü ve Yolun Başlangıcı Saha içindeki tutkum, beni ya- vaş yavaş oyunun dışına, daha geniş bir çerçeveye doğru çek- meye başlamıştı. Artık yalnızca iyi oynamak de- ğil, nasıl daha iyi oynanır soru- sunun peşindeydim. Bu düşün- ce beni antrenörlüğe taşıdı. İlk adımı, Denizli’nin küçük ama ruhu büyük kulüplerinden Sarayköyspor’da attım. 1990 yı- lıydı. O dönem takım, 3. Lig’de mücadele ediyordu. Kısıtlı imkânlara rağmen, futbo- lun içindeki enerjiyi, emeği ve inancı her an hissediyordum. O takımda hem sahada, hem ke- narda, hem soyunma odasında aynı heyecanı paylaşan bir top- luluk vardı. Sarayköyspor, benim için sade- ce bir takım değil; futbolda bir anlayışın ilk provasıydı. O yıl- larda futbolun temelleri kadar, organizasyon yapısına da kafa yormaya başlamıştım. Sporu 8 CAFERSADIKABALIOĞLUEĞİTİMVEKÜLTÜRVAKFI

RkJQdWJsaXNoZXIy MTIzMzUy