Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı | Sayı : 71 ( Şubat 2026 )

yalnızca yetenek değil, sistem, emek ve planlama olarak gö- rüyordum. Fakat elimizdeki koşullar zordu. Takımın maddi sıkıntıları büyüktü. Futbolcular, formalarını sahaya getirdikleri inançla taşıyorlardı. Bir süre sonra bu tablo sürdü- rülemez hâle geldi. Zor bir ka- rardı ama ayrılmak zorunda kaldım. Fakat o ayrılış, başka bir kapıyı açtı: Tanju Beştaş ile tanıştım. Tanju Beştaş, o dö- nem Denizli Organize Sanayi Bölgesi’nin müdürüydü. Sosyal değerlere önem veren, üretken ve vizyon sahibi bir yöneticiydi. En önemlisi, çocukların gelece- ğine yatırım yapmanın, bir ken- tin geleceğine yatırım yapmak olduğunu biliyordu. Denizli’de altyapıya gönül vermiş bir in- sandı. Organize Sanayi Bölgesi’nin desteğiyle, küçük yaş gruplarını kapsayan bir futbol projesi baş- latmak istiyordu. Yeni Asır Tur- nuvası’na katılacak bir takım hazırlama fikrini duyduğumda heyecanlandım. “Bu bir fırsat,” dedim kendi kendime, “çocuk- lara sistemli bir düzen kurma- nın tam zamanı.” Tanju Beştaş ile birlikte altyapı çalışmaları başladı. Birlikte sadece bir fut- bol takımı değil, bir okul kurduk adeta. Oyuncuların beslenmesinden antrenman düzenine kadar her detayı planladık. Yukarıda bir yemekhane kurduk; çocukların yalnızca futbol değil, yaşam di- siplini de kazanmalarını istedik. Bu, o dönemin Türkiye’si için olağanüstü bir yaklaşımdı. O altyapı modelinde, kulübe bağlı ama kendi içinde özerk çalışan bir sistem kurduk. Denizli’de ilk kez, bilimsel ve sosyal temeller üzerine kurulu bir altyapı an- layışı hayat buluyordu. Tanju Beştaş’ın vizyonu ve desteğiyle Denizlispor’un altyapısı yeni- den organize edildi. O dönem kurulan yapı, yalnızca oyuncu yetiştirmedi; şehre aidiyet ka- zandırdı. Organize Sanayi Bölgesi’nde sahalar yapıldı, antrenmanlar düzenlendi, kulüpler arasında dayanışma sağlandı. Denizli, spora gönül vermiş bir şehir ola- rak parlıyordu. Ben de hem De- nizlispor altyapısında, hem de Amatör Spor Kulüpleri Federas- yonu’nda Tanju Bey’in ekibinde çalışmaya başladım. Denizli’nin gençleri için yepyeni bir sayfa açılmıştı. Bugün dönüp baktığımda, o yıl- ların emeğinin, Türk futbolun- daki modern altyapı modeline öncülük ettiğini düşünüyorum. Ama her hikâyede olduğu gibi, bu dönemde de zamanla şart- lar değişti. Denizli, bir süre son- ra o dinamizmini yavaş yavaş kaybetti. Yine de, Tanju Beştaş’ın vizyonu sayesinde, bu şehirde “altyapı” sözcüğü ilk kez bir felsefeye dö- nüşmüştü. Biz o yıllarda yalnızca antrenman yapmadık; çocuklara değer vermeyi, emekle üretmeyi, planlı çalışmayı öğrettik. Ve ben o yıllardan şunu öğrendim: “Bir futbolcuyu yetiştirmek, bir insanı yetiştirmekle başlar.” Kapı Açan Bir Hoca ve Yükseli- şin İlk Adımı Denizli, 1990’ların başında bü- yük bir dönüşümün içindeydi. Kent büyüyordu, sanayi güç- leniyordu ama futbolun iç sesi hâlâ kendi mahallelerinden yankılanıyordu. Biz altyapıda büyük bir enerjiyle çalışırken, A takımın başına ülke futbolunun önemli isimlerinden biri getiril- di: Gündüz Tekin Onay. O dönemde hâlâ genç bir ant- renördüm; elimde not defteri, aklımda sistem arayışlarıyla sahalardan sahalara koşuyor- dum. Bir gün, Gündüz Hoca bi- zim çalıştığımız tesise geldi. Odaya girdiğinde, siyah gözlük- leriyle etrafa dikkatle bakıyor, oyuncuların yaşlarına, vücut yapılarına, idman disiplinine tek tek göz atıyordu. Kısa bir süre sonra bana dönüp sordu: “Burada neler yapıyorsun, an- lat bakalım.” Kelimeler ağzımdan dökülür- ken, o sakin, ölçülü tavrıyla din- liyordu. O gün uzun uzun konuştuk. Ve fark ettim ki, o sadece bir tek- nik adam değildi; futbolu bir düşünce alanı olarak gören bir entelektüeldi. Ertesi gün haber geldi: “Cankurtaran’da bir yemek var, sen de davetlisin.” Ne için çağrıldığımı bilmiyor- dum ama gittim. Masada her- kes vardı. Gündüz Hoca beni kimseye tanıtmadı, sadece oturmamı söyledi. O akşam konuşmadık bile. Ama sonra anladım ki, o beni oraya tanıt- mak için değil, göstermek için Gündüz Hoca beni kimseye tanıt- madı, sadece oturmamı söyledi. O akşam konuşmadık bile. Ama sonra anladım ki, o beni oraya ta- nıtmak için değil, göstermek için çağırmış. Bir hocanın, bir öğrenci- sinin potansiyelini fark etme biçi- mi bazen kelimelerle değil, o tür sessiz işaretlerle olur. 9 CAFERSADIKABALIOĞLUEĞİTİMVEKÜLTÜRVAKFI

RkJQdWJsaXNoZXIy MTIzMzUy