

döviz bulunmuyordu Türkiye'de. Alman fabrikatörleri
davet edip, İzmir, Aydın, ve Adana'ya götürdüm.
Pamukları gösterdim. Beğendiler ve aldığımız ürünlerin
bedelini pamukla ödememizi kabul ettiler. Hiç dövizsiz
3-4 sene pamuk karşılığı kumaş getirdik Türkiye'ye.
Ardımızdan herkes takas usulü ticaret yapmaya başladı.
Biz de fabrika yapalım diye ağabeyim Rüştü Akın'la
birlikte kolları sıvadık.
Dedikodular Buldan'da yatırıma engel oldu.
Hepimiz Buldan'ı seviyoruz, gidip geliyoruz ama
yatırım yapamadık maalesef. Akın Tekstil Fabrikası'nı
Buldan'da kuracaktık biz. Sanırım yıl 1948'di. Fabrika
kurmak için lisans aldık. Lisans çok kıymetliydi. Behçet
Uz, o zaman İzmir Belediye Reisliği görevinden
ayrılmıştı. O zaman siyasi çekişmeler vardı. “Fabrika
lisansı için Behçet Uz torpil yaptı. Haksız yere lisans
aldılar” dediler. Behçet Uz'u da zan altında bıraktılar.
“Ortak mı?” dediler. Halbuki o, sadece memleket
kalkınsın diye yardımcı olmuştu. Biz de onun üzerine
dedikodulu yerde iş yapmayız dedik. Bıraktık. Oysa o
zaman bu fabrika açılsaydı; Denizli için o yıllarda büyük
atılım olabilirdi. Biz bu siyasi çekişmeler ve dedikodular
yüzünden Denizli'de yatırım yapmadık. İstanbul
Bakırköy'deki fabrika arsamızı satın aldık. Akın Tekstil
olarak İstanbul'da fabrikamızı kurduk. Bugüne kadar da
hiçbir zaman Denizli'den gelin buraya yatırım yapın
diyen olmadı bize.
O dönemde ham bez işine devam ettik. Bu iş bize
kazançlı geldi. Kaput bezi satın aldık. Almanya'ya
gönderdik. Baskısını yaptırıp, pazen, basma, divitin
halinde Türkiye'ye getirdik. Ben Hamburg'da ev tuttum,
araba aldım, bütün basma fabrikalarını bağladım. Biz
zamanında izin alabilseydik. Denizli'de pamuktan iplik
yapıp, dokuma, boyama, basma tüm işlemleri entegre
bir fabrika halinde yapacaktık. Türkiye'nin ilk entegre
tesisi olacaktı. Bu bir anlayış meselesi.
Çerkezköy Belediyesi, fabrika için, bedava arsa
verdi. “Burada işçi çalışacak, alışveriş yapacak,
ticaret canlanacak” dedi..
Mesela, bir dönem, Trakya'da arsa bakıyoruz. Silivri'de
yemek molası verdiğimiz yerde, “Haydar Akın kim?”
diye bağırdı birisi. Baktım; biri paşa diğeri sivil, iki kişi .
“Siz fabrika yapacakmışsınız.” dedi. “Evet.” dedim.
“Ben Çerkezköy Belediye Başkanıyım. Bey de Trakya
Garnizon Komutanı. Biz sizin fabrika yapacağınızı, arsa
aradığınızı duyduk. Çerkezköy'de bedava arsa vermek
istiyoruz size” dedi. “Neden bedava, para ile alalım”
dedik, “almam” dedi. “Burada işçi çalışacak, alışveriş
yapacak, ticaret canlanacak” dedi. 500 bin metre arsa
verdi bize. Akip Tekstil'i kurduk. 2 sene sonra Nurullah
Narin geldi. Bizim tam karşımızda yer aldı. 1 milyon
metresini 1 liradan, 2milyon metresini 2 liradan. Bunun
üzerine ben, “Karşımız 1 liradan aldı, bize bedava
verdiniz. Dedikodu olur” dedim. Para ödemek istedim.
Belediye Reisi “almam” dedi. Ama biz yine de belediyeye
yardım olarak, makbuz karşılığı bir miktar para verdik.
Dediğim gibi bu bir anlayış meselesi. Denizli o dönemde
geleceği göremedi, yatırımın katkısını hesap edemedi.
Çevre dostu tesisimizi zararlı diye kapattıracaklardı…
Ali Abalıoğlu: Konu ile ilgili kendilerinin de geçmişte
yaşadığı sıkıntılar için;
“Maalesef yanlış dedikodular dolayısıyla 1991 yılında
biz de Dentaş Şirketi'mizde benzer bir olay yaşadık. Atık
kağıttan ambalaj kağıdı üretmek için kuracağımız
fabrikamızın ruhsat talebi, dönemin belediyesi
tarafından “Fabrika çevreyi kirletiyor.” diye ret edildi.
Rahmetli babam, olaya “Biz de bu memleketin
insanıyız. Çevreyi kirletiyorsa; bu tesisi kurmayız toprağa
gömeriz. Bizim evlatlarımız da bu memlekette
yaşayacak. Bu yörede yetişen domatesi, eti yiyeceğiz;
bölgenin suyunu içeceğiz.” diyerek yaklaştı.
Üstelik çevredeki atık kağıdın toplanması ve yeniden
ekonomiye kazandırılması, ayrıca alternatifinin ağaçtan
kağıt üretimi olması dolayısıyla orman varlıklarımızı
kesmeyi icap ettirmesi yönüyle de atık kağıttan üretimi
bilhassa teşvik edilmesi gereken bir tesis olduğu
gerçeğini, kamuoyuna ve belediye yetkililerine anlattık.
Neticede tesisimiz uzun çabalar sonunda 2 yıllık bir
gecikme ile kuruldu ve 17 senedir de çevre şartlarında
hiçbir olumsuzluk yaratmadan çalışmaktadır.” dedi.
Ali Abalıoğlu Bey sonunda, “Tüm bu olumsuzluklar bir
yana, Denizli'ye bir tesis yapmak ister misiniz.” diye
sordu.
Ali Abalıoğlu:
Benden geçti artık. Bu işleri ailede gençlere bıraktık.
Buldan'a hayır işleri için gidiyoruz. Ali Haydar Akın Vakfı
adına, eğitim ve kültür alanında hayır yatırımları
yapıyoruz. Babamın vasiyeti üzerine Buldan'ın bir lisesi
olsun istedik. Annemin adıyla, Safura Akın Lisesi'ni
yaptık. Adı sonradan Akın Lisesi oldu. Spor salonu
yaptık. Haydar Akın Vakfı Kültür Sitesi'ni yaptık. Oraya
gidip geldikçe görüyordum ki, mektepten çıkanlar
kahveye gidiyorlar. Kahveden kurtulsunlar diye kültür
sitesinin projesini hayata geçirdik. 8000 tane kitap
aldık. Müsamere ve düğün salonu yaptık. Müzik aletleri
aldık. İki tane minibüs aldım, gezici kütüphane gibi.
Köylere okumak için kitap götürülsün diye. Geçen sene
bilgisayarlar aldık, yeniledik. Bu sene yanında yeni bir
arsa aldık. Öğretmenler için lojman yapıyoruz. Bizim iki
vakfımız var. Nuri Akın Vakfı ve Haydar Akın Vakfı. İzmir
ve İstanbul'da da mektepler yaptık. Ağabeyimi 1996'da
kaybettik.
Haydar Akın:
15