Background Image
Previous Page  10 / 44 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 10 / 44 Next Page
Page Background

1965 yılında eşi Gülayşe ve kardeşi

Cennet ile kara yoluyla hacca gitmişler

ve aklında kalan Arapça cümle ve keli-

melerle yanındakilere rehberlik de yap-

mıştır. Zira Yemen’de askerlik yaptığı

süreçte o zamanlar Osmanlı toprağı olan

Arabistan’daki kutsal yerleri görme ve

gezme fırsatını da bulmuştur. Aşağıdaki

resim aynı yıl Çal’da hac yolculuğundan

birkaç gün önce çekilmiştir.

Büylücü Hüseyin Çavuş’un yüreğini ya-

kan bir başka olay da 1927 yılında ya-

şanmıştır. Köyde çalgılı bir düğün vardır.

Günlerden Pazar günüdür. Kardeşlerin-

den birisi (Hacı Osman) bu düğüne İsabey

Köyünden arkadaşlarını davet eder. Gelin

çıkarma esnasında İsabey köyünden ge-

len konuklar sarhoşturlar ve silah atar-

lar. Seken kurşunlardan biri Büylücü’nün

küçük kardeşi, İstanbul Darülfünunundan

mezun ve genç Türkiye Cumhuriyetinin

ilk öğretmenlerinden Halil İbrahim Efen-

di’ye isabet eder. Halil İbrahim Efendi’ye

ölmeden önce kimin kurşununun isabet

ettiği kendisine söylenir. Kurşun sahibi-

nin kendi kardeşi Hacı Osman’ın konukla-

rından biri olduğu söylenince çevresinde-

kilerden kağıt kalem ister ve oracıkta, bu

elim yaralanma olayının bir kaza olduğu-

nu kimseden davacı olmadığını Türkçe,

Almanca ve Fransızca olarak, bir dilekçe

yazar . O zamanlar genç Türkiye Cumhu-

riyetinde okur yazarlık olduğu gibi böyle

yetişmiş öğretmen sayısı da yok denecek

kadar azdır. Zira, bu memleket okumuş-

larının ve aydınlarının çoğunu Çanakkale

Savaşında yitirmiştir. Halil İbrahim Efen-

di’nin son isteği daha kırkı çıkmamış oğlu

Hasan’ı görmek olur. Halil İbrahim Efendi

Hasan’ını gördükten sonra ruhunu teslim

eder. Bu vukuat ilçedeki ilgili makamla-

ra bildirilir. Kaymakam ve müddeiumumi

(savcı) gelir. Kendilerine Halil İbrahim

Efendinin el yazısıyla kaleme aldığı di-

lekçe verilir. Kaymakam hıçkırıklarla ağ-

lar ve “Biz öğretmen yetiştirelim derken

var olanları da böyle kaza kurşununa kur-

ban verecek olursak vay bu memleketin

haline…” der. Bu vukuattan kısa bir za-

man sonra 1928 yılında doğan babama

Halil İbrahim adı verilir. Olaylar bununla

da son bulmaz birkaç yıl sonra üzüntü

ve kahırdan Hacı Osman da ölür gider.

Onun ölümünden sonra doğan amcam,

ressam, şair ve yazar Halil Gülel’in baba-

sına da Hacı Osman adı verilir. Görüldü-

ğü gibi günümüzde silah atma maganda-

lığı yeni bir olgu değil. O zamanlar kitle

iletişim araçları yaygın olmadığı için bu

tür olaylar fazla duyulmazmış. Böyle va-

kalar ağızdan ağza dolaşır ve ayrıca halk

arasındaki ozanların yazdığı destansı

ağıtlardan öğrenilirmiş. Bilmiyoruz: Bel-

ki Halil İbrahim Efendi için de bir destan

yazılmıştır.

Halil İbrahim Efendi’nin yetimi Ha-

san’ın bundan sonraki bakımı da Büy-

lücü’nün babası Hacı İbrahim ve anası

Ümmü Gülsüm’e düşer. Ancak onlar da

yaşlıdırlar. Birkaç yıl sonra onlar da bu

dünyadan ebediyete intikal edince küçük

Hasan’ın bakımı Büylücü’ye ve öteki kar-

deşlere kalır. Zira Hasan hem kardeşten

hem ana ve babadan emanettir. İşte o

küçük Hasan büyür ve Kızılçullu (Buca)

Köy Enstitüsünde ve Hasanoğlan Yüksek

Köy Enstitüsünde okur ve babası gibi

öğretmen olur hem de bir mühendis eş-

değerinde bir öğretmen. Aslında Hasan

Gülel’in (Molla Hasan) öyküsü de ayrı bir

yazı ya da kitap konusudur.

Büylücü’nün yöredeki ahbaplıkları da

başkadır. Kolay değil: Yöredeki tüm çal-

gılı düğünleri kotaracaksın, neredeyse

her düğünde o köy ya da beldede üç güne

yakın kalacaksın ve herkes seni tanıma-

yacak. Ova köylerden (Baklan Ovası ci-

varındaki düzlükteki ve dağlık kesimdeki)

Çal pazarına gelenler bir gün önceden,

mahkemesi olanlar ya da kaymakamlığın

değişik yerlerinde işi olanlar Gire (Pazar)

Resim 13: Büylücü Hüseyin Çavuş Hac yolculuğundan önce-1965

8