

Dede Efendi diye bir bestekârımız tarafın-
dan bestelenmiş 'Yâr Meşam-ı Hâtıra Bû-yi
Gül-i Sefâ' isimli bir şarkıyı öğreteceğim"
dedi ve öğretti.
Eski Hükümet Konağı içindeki parkta
bulunan, şimdi kahvehane olarak kullanılan
binanın içinde bugün kontrplaklarla kapa-
tılmış bir sahne vardır. O sahnenin duvar-
ları canlansa da Zeki Ülkü'nün kemanının
seslerini, nutuklarını, bizlerin faaliyetlerini
dile getirebilse... İki rakamlı sayıların bizim
tarafımızdan ezbere çarpılması ve neticeyi
ancak sigara kapaklarına yazarak bulabilen
seyircilerin " Vallahi doğru!" demeleri hiç
unutulabilir mi? Zekâ yarışmalarında, yaş-
ça bizlerden biraz büyük olan 399 Fehmi
Kırsoy, 85 Mustafa Terzioğlu, 170 Tahsin
Yavaş'ın eline kimse su dökemezdi. Hele o
arkadaşlarımdan merhum Mustafa Terzi-
oğlu tam bir harika çocuktu. 1941 senesi,
İsmet İnönü roman ödülünü alan Halide
Edip Adıvar'ın "Sinekli Bakkal" romanından
öğretmenimiz sınıfta bahsetmişti. On gün
kadar sonra Mustafa Terzioğlu, bir sarı def-
ter dolusu roman çalışmasını sınıfa getirin-
ce hepimizin ağzı açık kalmıştı. Rahmetli
arkadaşımız okuyabilseydi bugünkü üniver-
sitelerin birinde profesör olarak çalışabilir-
di. Heba olmuş arkadaşlarımızdan birisidir.
Ruhu şad olsun.
Zeki Ülkü, kendini gösterememiş büyük
bir hatipti. Bütün bayramlarda kürsüler on-
suz olmazdı. Bir bakmışsınız, Yazlık Park Si-
neması'nda perdenin önüne çıkmış, seyir-
cilere günün önemi ile ilgili nutuk söylüyor
veya aşıların önemi hakkında halkımızı bil-
gilendiriyor... Hatta bazı akşamlar Buldan'ın
dokumacı gençlerine küçük Halkevi'nde
temsiller oynatarak, sosyal etkinlik yapma-
larına olanak sağlardı. Derslerimizde, engin
tarih bilgisini menkıbelerle süsleyip bize
anlatır, hepimizi heyecanlandırırdı. Pratik
bilgilerimizin çoğunu ondan öğrenmişizdir.
Mesela yönlerin nasıl bulunacağı... Açık
gecelerde Kutup Yıldızı'nın nasıl görüne-
ceği... Ayın her gün bir öncekine göre 52
dakika geç doğduğunu ondan öğrendik ve
onun sayesinde bugün bile bu konularda
ahkâm kesebiliyoruz. Mayıs ayı sonunda
güya okullar kapatılır. Ne mümkün! İki gün
sonra bizim sınıf sabahtan öğleye kadar
çantasız olarak gider pratik dersler görür,
problem çözer, tarihi menkıbeler dinler,
spor yarışmaları yapardı. Hafta sonları bir
sürü kitabı bir haftalığına öğretmenimizin
elinden alırdık. Okul bahçesindeki çitlembik
ağacının altı, sanki Eski Yunan'daki Sokra-
tes'ın dershanesi gibiydi. Zeki Ülkü Bey; çok
büyük bir Atatürk hayranıydı. Onun, Gençli-
ğe Hitabesi'ni bütün sınıfa ezbere okutur,
hatta bazılarımızı da İsmet İnönü'nün Ata-
türk'ün ölümünde "Vatan sana minnettar-
dır" diye biten söylevini ezbere okuturdu.
Bunun en yakın şahidi de kadim dostum
Ali Yazıcıoğlu'dur.
1953 senesinde ben Ankara Askeri Tıb-
biye Okulu'nda okurken öğretmenimden
bir mektup aldım; "Yılmaz, Milli Eğitim Ba-
kanlığı, 'Gençliğin Atatürk'e Cevabı' diye
bir yarışma başlattı. Ben bir yazı ile müra-
caat ettim, ama bir cevap alamadım. Sen
bakanlığa gidip, bir araştırabilir misin?"
diye yazıyordu. Hemen ertesi gün Milli
Eğitim Bakanlığı’na gidip, Müracaat kıs-
mına nereye başvurulacağını sordum. Ne-
ticede oradaki sorumlular; "Evet, Zeki Ülkü
Bey'in yazısını aldık, ancak Üst Kurul'umuz
yazısını çok beğenmekle beraber, yazıdan
esinlenerek kendilerinin kurul olarak yaz-
dıklarını" söylediler. Ben de öğrendikleri-
mi hemen mektuba döküp, öğretmenime
bildirdim.
Onun birçok öğrencisi üniversiteleri bi-
tirip yurt hizmetinde çalışmışlardır. Duy-
duklarıyla herhalde çok iftihar etmiştir.
Buldan’ın çalışkan Belediye Başkanı, Dr.
Abdullah Sayıner ve Behçet Uz'un nasıl
heykellerini yaptırdıysa, Zeki Ülkü adını da
hiç olmazsa çıkmaz bir sokağa koydura-
bilse... Hem onun aziz ruhunu şad edebile-
cek, hem de halen hayatta olan biz öğren-
cilerini ziyadesiyle hoşnut edecektir. Zeki
Ülkü'nün yıldızlar içinde yatması dileğiyle...
Denizli İstiklal İlkokulu Öğretmeni iken, Cumhuriyet Bayramı Konuşması 29 Ekim 1947
Zeki Ülkü Bey, Ankara Ulus'daki Atatürk heykeli önünde
Mayıs 1948
7